Merhum

Merhum Kayhan Molu’dan Hatıralar…

2 Haziran 2014 Pazartesi günü Hakk’ın rahmetine kavuşan İbrahim Kayhan Molu Beyden hatıraları naklediyoruz.   Şöyle anlatıyor: Bir gün (Mehmed Zahid Kotku) Hoca Efendiyi ziyarete gitmiştim. İçeri girdiğimde Hoca Efendiyi sofrada buldum. Bana da otur, dedi. Ben de sofraya oturdum. Meğer sofraya daha önce fazla bir kaşık gelmiş. Valide hanım onu kaldırmak isteyince, Hoca Efendi, “Kalsın onun sahibi gelecek” demiş, ben gelince de, “İşte sahibi geldi” dedi. Sonra bana hitab ederek “Gönül Resûlullahın beldesine bir vakıf yaptırmak istiyor, bunu kardeşlerimizden temin edelim diyorum” buyurdu. Ben de, “Efendim bize ne düşüyor ve ne zaman vermek icap ediyor?” dedim. “Beş-altı ay zarfında ve şu kadar… olabilir” buyurdu. Mesleğim kuyumculuk olup, kadın altın ziynet eşyası imalâtı ile iştigal ediyordum. Hoca Efendinin bu teklifi üzerine evvelce yapmadığım halde, o zamandan sonra, altın erittiğim kaplarda kalan, masa üstüne dökülen altın tozlarını ve döküntülerini mıknatısla toplamaya başladım. Zira Hoca Efendi Hz.nin o gün bahsettiği miktarı sermayeden ayırmam zordu. Nihayet bir gün Hoca Efendi, “Vakit geldi” dedi. Ben de o zamana kadar bir kutuda topladığım altın tozlarını eritip külçe yaptım ve değerlendirdim. Elime geçen miktar tam tamına Hoca Efendi Hz.nin bana söylediği miktarda idi. Anladım ki bu Hocamızın bir tasarrufu idi. Sermayemden hiç eksilmeden, zorlanmadan bu parayı böylece karşılamış oldum. Aksi halde o miktarı o gün için veremeyebilirdim. Kayhan Beyin diğer bir hatırası da şöyle: Ailemin ablası Konyada vefat etmişti. Hoca Efendiye giderek durumu haber verdikten sonra, “İzin verirseniz ben de akşam Konyaya gideceğim” dedim. “Olur” dedi. Ben tekrar, “Efendim orada yapacağımız bir şey var mı?” deyince, “Sen git orada lazım gelen ne ise yapılır” dedi. Konyaya gittim. Cenazeyi Kapı Camiine getirdik. Orada başka bir cenaze de vardı. Kalabalık bir cemaat toplanmıştı. Aralarında tanıdıklarından bir grup arkadaş gördüm. Ben onlara, “Cenazeye mi geldiniz?” dedim. “Hayır, bilerek gelmedik, biz aslında başka bir camiye gidecektik. Ama sanki bir kuvvet bizi buraya getirdi” dediler. Ben de, “Bu cenaze benim baldızımdır. Kendisi Hoca Efendi Hz.nin talebeleri idi” dedim. Onun üzerine “Demek biz buraya bunun için gelmişiz” dediler. Bir de şu duruma muttali oldum. Konyada cenaze imamlarını müftülük tayin ediyormuş. Bizim cenaze için tayin edilen Hoca Efendi ise, meğer Hocamız tarafından Konyada bir camide Ramuz el-Ehadis okutmakla görevlendirdiği bir Hoca Efendi imiş. Bu Hoca Efendi aynı saatlerdeki bu dersinden bahsederek müftü efendiden cenaze namazına başka bir hocayı görevlendirmesini rica ediyor. Müftü Efendi şöyle diyor: “Ben bu akşam rüyamda bir zat gördüm. Sana bir saksı içinde bir gül verdi. Ve bu hanımın cenazesini senin kıldırmanı söyledi. Ben de onun için bu görevi sana verdim” diyor. O zaman anladım ki bu olayda da Hocamızın bir tasarrufu vardır. Kayhan Beyin başka bir hatırası: Bacanağım Fuat Bey Hoca Efendiden ders almak istiyordu. Beraberce Hoca Efendiye gittik. Fuat Beyin kalp rahatsızlığı vardı. Fakat bu husustan Hoca Efendiye bahsetmemiştik. Hoca Efendi kendisini karşısına oturttu. Başını Fuat Beyin göğsüne kalbi üzerine koydu, sol eli ile sırtından onu dolayıp kucakladı. Bir müddet öylece kaldı. Sonra dersini verdi. Birçok kez ders verirken Hoca Efendinin yanında bulunmuştum fakat bu şekline rastlamamıştım.

Sonra Hoca Efendi Hz.nin yanından ayrıldık. Kendisine dedim ki, “Haydi geçmiş olsun. Allahın izni ile rahatsızlığın artık bitti” dedim. Hakikaten o günden sonra bacanağım kalp rahatsızlığı görmedi. Şimdi sıhhati iyidir.

Merhuma Allah’tan rahmet, sevenlerine sabrı cemil niyaz ederiz.