M

M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin kaleminden Muammer Dolmacı

Metninin ses kaydını buradan dinleyebilirsiniz. 

AZİZ DOST, HALİS İHVÂN, KÂMİL MÜMİN, ÜSTÜN İNSAN, ZÜLCENÂHEYN YÜKSEK MÜHENDİS HACI MUAMMER DOLMACI

Her şeyden önce ve daima, her türlü nimetini üzerimize saçan, hâssaten birbirimizi sevmeyi emreden ve bizi dinde kardeş eyleyen ulu Allaha sonsuz hamd ü senâlar ederiz.

HüdânınHabîb-i Edîbi Muhammed-i Mustafâsına da salât ü selâm ile tahiyyât ü ihtirâmâtımızıâcizâne, muhibbâne arz; iltifat ve teveccühüne, rıza ve şefaatına nail olmayı muhlisâne temenni ve niyaz eyleriz.

O eşref-i mürselîn ve ekmel-i âlemînin mübarek âline, ashâbına, etbâına, ümmet-i emînleri ve Peygamberimizinmânevî varisleri ve hakiki halifeleri olan mürşidîn-i kirâm ve evliyâ-ı izâm ve meşâyıh-ı vâsılînsâdât-ı güzîn-i turuk-ı aliyemizkaddesallâhuervâhahum hazretlerine ve onlara en güzel tarzda ittiba ve iktida eyleyen arifîn ve müminîn ü müminât, müslimîn ü müslimât kardeşlerimize terfî-i derecât ve rahmetler diler, hayr dualar ederiz.

Emmâbad:
Mübarek ve muhterem dostumuz merhum ve mahbûb kardeşimiz Muammer Dolmacı, eşsiz ve emsalsiz bir insandı, hakkında ne söylesek aziz hatırasına ne yapsak az görürüz –nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun–.

Dünya fâni, hayat muvakkat; gaye, ömrü Allah yolunda geçirmek, hayatı âhiret saadetini kazanmaya sebep olacak şekilde değerlendirebilmek.

Aziz ve sevgili dostumuz, merhum ve mağfûr Muammer Dolmacı bu yolda örnek olarak gösterilebilecek bir Müslüman…

Kısaca özetlemek gerekirse;

Hilkaten çok sevimli ve sempatik idi; kısa dolgun vücutlu, yuvarlak güzel ve güleç yüzlü, tonton görünüşüyle hemen dikkat çeker, gönle girerdi. Gece sohbetlerinde evimize gelen muhterem ihvanımız arasında ona daha ilk görüşmemizde ısınmıştık.

Sesi tatlı ve yakıcı idi, dinî mûsikiyeâşinâ olduğundan çok güzel ilahi söylerdi. Hatm-i hâcegân ve zikir meclislerinin sonunda Hocamız ona işaret ederek, diğer sesi güzel kardeşlerimiz de onunla bir araya gelir, ilahilere başlar hâzırûnu mest ü hayran ederlerdi. Hele;

Sevdim seni, canlara cânân diye sevdim,
Bir ben değil âlem sana hayran diye sevdim.

Gazeli âdetâ onun özel ilahisi gibi idi. Keşke bildiği ilahilerin hepsi onun sesinden banda alınmış olsaydı. Ne güzel bir koleksiyon olurdu!

Son derecede içten, samimi ve sokulgandı; insanın boynuna sarılır, bazen alnını alnına dayar, kalp kazanacak, gönül yapacak, sevgi uyandıracak tatlı şeyler söylerdi. Küçüğüne dahi mütevaziâne “ağabey” diye hitap ederek konuşurdu, asla kibir, gurur göstermez; nice yüksek görevlerde bulunduğu halde mevki ve makam çalımı ve tafrası satmazdı.

Her gruptan insanla iyi geçinir, dost olurdu. Çok geniş ahbab ve arkadaş, tanıdık ve dost çevresi vardı.

Tasavvufa daha Teknik Üniversitede talebeyken intisap etmiş, temiz ve dindar bir genç olarak okumuş, nice kimselerin de hidayete ermesine, tarikate intisabına vesile ve kılavuz olmuştu.
Çok iyi bir dervişti, şeyh ve mürşitlerinin sevgi ve iltifatına mazhar olduğunu iyi biliyorum. Bir kere, Hocamız Muhammed Zahid kaddesallâhusırrahu hazretlerine bir tebrik mektubu göndermiş, kısa birkaç paragraf fakat sevgi, saygı, samimiyet ve edep timsâli… Hocam açtı, okudu, çok beğenmiş olarak bendenize uzattı: “Bak oku, edep, ihlas, bağlılık, dervişlik nasıl oluyor, gör!” buyurdu.

Ben fakîr-i pür-taksîr Hocamın emri üzere görevi üstlenince ilk evvel beyat eden grubun içinde o da vardı ve ömrünün hitamına kadar tekkemize, vakıflarımıza, ihvanımıza en büyük hizmeti ve desteği vermeye devam etmişti. Ben de kendisinden son derece hoşnud ve razıyım. Ve daima muhlis duacısıyım.

Çok güzel ahlâka sahipti, gözü yaşlıydı, duyguluydu, mütevazi idi. Karşısındakini dikkatle dinler, hakkı kabul ederdi. Söylenen doğru değilse çok tatlı bir şekilde doğru bildiği şekilde konuşur, itiraz eder fakat kalp kırmadan muhalefet etmeyi, yanlışı düzeltmeyi başarırdı.

Hocalarına çok bağlı ve itaatlı idi. Bir kere müsteşar iken, bir bölge müdürünü takip ve teftiş sonucu, isyan ve itaatsizliğinden dolayı cezalandırma noktasına gelmiş. O müdür İskenderpaşadaHocamıza gelip yalvarıp yakarmış. Ben de Ankaradan kısa bir müddet İstanbula gelmiş dönüyordum. Hocam; “Esad! Muammere söyle, filanca müdüre ceza vermesin.” buyurdu. Gittim Hocamızın selamını ve emrini tebliğ ettim. O müdür, merhumu çok üzmüş olacak ki bu emri ilk duyunca sanki yüzüne vurulmuş gibi koltuğunda sarsıldı ama son derece süratle hemen kendisini toparladı, derhal; “Baş üstüne, kerata (müdür) hiç olmazsa nereye müracaat edeceğini doğru bilmiş.” diye cevap verdi ve affetti.

Kendisi yıllarca Süleyman Demirelin mühendislik bürosunda dost ve arkadaş olarak çalışmıştı. Babası merhum da APye sempati duyardı ama Hocamız emir verince o, aralarındaki hukuka rağmen bunlara karşı olan bir siyasî çalışmada görev aldı. Bu onun için çok zor ve güç idi. Nezaket ve vefa, evlatlık ve arkadaşlık duygusuna aykırı idi ama emir öyle olduğu için sevdiği ve saydığı insanların karşısında yer almakta asla tereddüt etmemişti.

Zülcenâheyn, yani hem maddî hem mânevî yönü kuvvetli olan bir insandı. Hem iyi bir mühendis, kaliteli bir teknik eleman hem de iyi bir mümin, halis muhlis bir ihvan idi. Devlet Planlama Teşkilatında yüksek görevlerde bulunmuş, özel sektörde büyük tesislere müdürlük ve koordinatörlük yapmıştı. Mühendislikte ve planlamacılıkta mâhirdi ama namazlarını da hiç kaçırmaz, gecelerini ibadetle geçirir, tesbihi elinden düşürmezdi. Hemen her sene hacca, umreye giderdi. Zikir meclislerinde mütevaziâne diz çöker, göz kapar, tehlil çeker, “Allah” derdi.

Bazı haclarda beraber bulunduk, pek çok zikir meclislerinde Hocamızın dizi dibinde beraber oturduk. HakyolVakfımızın İstanbul şubesi onun himmetiyle yürürdü. İşyerinin kapısında, ihtiyaç sahipleri kuyruk olurdu. Herkesin derdini dinler, çare bulmaya, deva olmaya, yardım etmeye çalışırdı. Ömrü boyu hayır hizmetinde çalışmış, binlerce, milyonlarca kişiye faydalı olmuştu. Her türlü hayır işinde öncü veya destekçi olmuş, şahsen de hayrât ü hasenât yapmış, sadaka-i câriye olacak tesisler yâdigâr bırakmıştı.

Vefatının vuku bulduğu seyahatine çıkmadan önceki gece bize gelmişti; saatlerce konuşmuş, kendisine işler havale etmiştik. O gece son görüşme gecesi imiş.

Kaza haberini ve vefatını duyunca teessürden helak olacak dereceye geldik, kulaklarımıza inanamadık. Bütün Türkiye yasa boğuldu, binlerce insan ona karşı son sevgi, dostluk ve kardeşlik görevlerini candan îfâ etmek için doğduğu belde olan Ispartaya revan oldu. Şehir olağanüstü bir gün yaşadı, cami tıklım tıklım doldu. Arkamda nice büyük adamlar, meşhurlar, siyasî parti mensupları, milletvekilleri, âyân ve erkân, ağniyâ ve eşrâf, Türkiyenin her yerinden fevcfevc gelmiş muhibbân olduğu halde cenaze namazını kıldırmak, göz yaşları ile cemaate hitap etmek, haklarını helal etmelerini dilemek bana nasip oldu. Gür sesle ve kalpten “helal olsun, helal olsun” sesleri ortalığı çınlattı. Göz yaşları ile kabristana getirdik, dualarla defn eyledik.

Rûhu şâd, kabir istirahati yevmen-fe-yevmenmüzdâd olsun! Allah sâdât ve meşâyihimiz ile, ihvân-ı sâdıkîni, ahbâb u yârânı, akraba vütaallukâtı, evlâd ü iyali, nesl-i pâki ve zürriyeti ile Firdevs-i âlâya dahil, Habîb-i Hudâ Muhammed-i Mustafâsallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem hazretlerine komşu eylesin. Müşâhede-i cemâli ile müşerref buyursun!

Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan
Tarihi ve Tasavvufi Şahsiyetler
Bir Güzel İnsan: Muammer Dolmacı
Server İletişim