çin

Kaşgar olayı ve Çin’in Uygur meselesi

Doğu Türkistan'daki etnik ihtilaf, Kaşgar'da resmi rakamlara göre 21 ölü bırakarak çarşamba günü yeniden patlak verdi. Hemen akabinde bölge hükümetinin sözcüsü, olayı bölgedeki istikrar ve gelişmeyi hedef alan gruplar tarafından işlenen terör saldırısı olarak adlandırdı. 
Urumçi'de 2009'da Uygurların ölümcül şekilde bastırılmalarından sonra Uygur Özerk Bölgesi bir kez daha etnik ihtilaf ve çatışmalara şahitlik ediyor. Son birkaç senedir spotlar, Pekin'in Batı Kalkınma Planı bağlamında şehirde “modernleştirme” ve “geliştirme” politikasından dolayı Kaşgar şehrinin üzerindeydi. Plan şehrin tarihi merkezinin çoğunun ortadan kaldırılmasını ve Uygur mirasının çoğu işaretinin silinmesini ihtiva ediyor ki bu da bir başka kültürel asimilasyonla neticelenir. 
Şehrin Türk tarihi için önemi ve bölgeyle Türkiye'deki insanlar arasındaki yakınlığı göz önüne alan Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, birkaç sene önce şehri ziyaret etti ve Çin hükümetinden şehirdeki tarihi eserleri korumasını istedi. Bununla beraber, son haberler şehrin daha büyük oranda Çinlileştirildiğini, fakirlik seviyesi ve Uygurlar arasında yabancılaşmanın arttığını gösterdi. Keza, “gelişme” de şehre daha fazla Han göçünü getiriyor ve onlara mahalli Uygurlar pahasına istihdam fırsatı veriyor, demografik bir tehlike doğuruyor. Araştırmalar “gelişmeden” en çok faydalanan grupların, Uygurların yerine gelenler olduğunu gösteriyor. Birkaç farklı raporda insan hakları teşkilatları, şehirde Uygurların ekonomi ve mekan açısından ötekileştirilmeleri sonucunda bölgede etnik huzursuzluğun arttığı uyarısında bulundu.
Kaşgar benzersiz bir durum olmaktan uzaktır. Pekin hükümeti farklı birkaç örnekte de mahalli halkı korumadan, bunların gettolaşmalarını arttırarak ve bölgede etnik dengeleri tahrip ederek şehirleri “modernleştirmeye” kalkıştı. Kısmen bu, Çin'in kendi sınırları içinde Tibet ve Doğu Türkistan da dahil karışık bölgelerde huzuru sağlamak adına önemli stratejisinin bir parçasıydı. 1990'lardaki Balkanlaşma paranoyası, Pekin'in bölgedeki her türlü muhalefet ve aykırı eylemi kökünden halletmek için haşin 'sert vuruş' kampanyaları başlatmasına yol açtı. Bu politika, Çin hükümetinin dikkatleri bütçe açığının artması, yüksek seviyede yolsuzluk gibi hızlı ekonomik modernleşmenin problemleriyle Sovyetler Birliği'nde komünizmin yıkılması sonrasında devletin meşruiyeti meselesinden uzaklaştırmasına da hizmet etti. Hükümet, bölgedeki her türlü muhalif faaliyeti ayrılıkçı, dini köktenciler ve teröristler olarak adlandırdıktan sonra insanlarını “uyumlu bir toplum” oluşturma ve ülkenin istikrarını koruma bayrağı altında topladı. Bununla beraber, sert vuruş kampanyası çoğu durumda ters tepkilere dönüştü. Bölgede gösterilerin sayısı hızla arttı, insanlar Çin hükümetinden uzaklaştı.
Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla artan uluslararasılaşma problemi, ilk olarak Çin'i problemin mevcudiyetini inkar etmeye itti. Pekin bunun yerine Orta Asya'daki Uygur eylemlerinin bastırılması için bölgesel iş birliği aramaya başladı. İç istikrarın korunması ve “uyumlu toplum” oluşturulması için takip edilen sert vuruş politikası, bölgesel çapta benimsenmeye başladı. Uygur meselesi bu kez bölge istikrarı için bir tehdit olarak telakki edildi. Bu, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün temel taşlarından birini teşkil etti. Çin birkaç zirvede, Uygur eylemcilerin yakalanmaları ve gerektiği zaman Çin'e teslim edilmeleri için bu yeni kurulan ülkelerin desteğini satın aldı. Orta Asya insanları çoğu durumda Uygur davasına sempatiyle baksa da baskıcı hükümetler, bölgede mevcut rejimlerin desteklenmesi karşılığında Çin ile uyum içinde hareket ettiler. Bölge, Çin'in hızla büyüyen ekonomisi için önemli doğal kaynaklar ve fosil yakıt kaynağıydı. Orta Asya ülkelerinin bağımsızlığıyla bölge, bu ülkelerdeki petrol ve doğal gazlar sadece transit bir bölge olmakla kalmadı aynı zamanda Çin'in ekonomik faaliyetleri için bir sıçrama tahtası oldu. Çin'in artan ekonomik faaliyetleri ve onun, Çin'in politikasına verdikleri destek karşılığında bu ülkelere yaptığı dış yardımlar Orta Asya cumhuriyetleriyle Çin arasında Uygur meselesiyle ilgili bir anlaşmaya yol açtı.
Batılı demokrasilerin, uluslararası seviyede koruma sorumluluğu ilkesinin peşinden gitmede giderek artan ürkeklikleri Çin hükümetine baskı yapma hürriyeti veriyor. Bu şartlar altında ABD ve diğer Batılı demokrasilerin, Asya'da insan hakları ve özgürlüklerin korunması ve teşvikinde hesaba katılmak istiyorlarsa “tarafları sükunete çağıran” laflardan daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Asya'ya çok ticarileşmiş ve güvenlikli hale gelmiş bir eksen, insani bir yüzden mahrum stratejiler geliştirmek ve ticaret hatrına insan hakları ve özgürlüklerden fedakarlık yapmaya devam etmek. Bu, bölgede sadece insani bir felaket oluşturmakla kalmayacak aynı zamanda Batılı demokrasilerin politikalarında meşruiyet krizine de yol açacaktır.